<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye&#039;nin Sağlık Haber Portalı - Psikoloji, Depresyon, Ruh Sağlığı, Diyet, Panik Atak, Alzheimer, Parkinson, Hiperaktivite</title>
	<atom:link href="http://www.sinir.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinir.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Feb 2012 12:27:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
		<item>
		<title>Çocuklukta taciz bütün beyni etkiliyor</title>
		<link>http://www.sinir.org/cocuklukta-taciz-butun-beyni-etkiliyor.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/cocuklukta-taciz-butun-beyni-etkiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 12:27:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklukta taciz]]></category>
		<category><![CDATA[Taciz]]></category>
		<category><![CDATA[taciz psikolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15035</guid>
		<description><![CDATA[			
			Çocuklukta tacize ya da kötü muameleye maruz kalmanın, kişinin beyninde duygularla ilgili bölümün büyümesine engel... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/cocuklukta-taciz-butun-beyni-etkiliyor.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/cocuk-taciz.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/cocuk-taciz-300x224.jpg" alt="" title="cocuk-taciz" width="300" height="224" class="alignnone size-medium wp-image-15036" /></a></p>
<p>Çocuklukta tacize ya da kötü muameleye maruz kalmanın, kişinin beyninde duygularla ilgili bölümün büyümesine engel olabileceği bildirildi. </p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırma, çocukluklarında cinsel veya duygusal tacize  uğrayan ya da kötü muameleye maruz kalan kişilerin beyinlerinde hippokampus  bölümünde 3 kilit bölgenin, böyle bir durumla karşı karşıya kalmamış  kişilerinkinden daha küçük olabileceğini gösterdi.</p>
<p>İngiliz Guardian gazetesinin sitesinde yer verdiği haberde, söz konusu  bölgelerin hafızayı ve duyguların düzenlenmesini kontrol ettiği belirtildi.</p>
<p>Araştırma çerçevesinde Harvard Üniversitesi Psikiyatri bölümünden Martin  Teicher ve ekibi, çocukluklarında strese maruz kaldıkları ya da tacize  uğradıkları konusunda sorgulanan yaklaşık 200 kişinin beyinlerini taradı.</p>
<p>Yaşları 18 ila 25 olan, 73′ü erkek 120′si kadın katılımcıların yüzde  46′sının, çocukluklarında sıkıntılı bir süreç yaşamadıkları, yüzde 16′sının ise  ebeveynlerinin fiziksel ve sözlü olmak üzere üç ya da daha fazla kötü muamele  biçimine maruz kaldıkları bilgisini verdikleri kaydedildi.</p>
<p>Beyin taramalarında, çocukken kötü muameleye maruz kalan ya da tacize  uğrayan deneklerin beyinlerinde hippokampusta üç önemli bölgenin, yüzde 6,5′e  kadar küçülmüş olduğu tespit edildi.</p>
<p>Araştırmanın sonuçları, “Proceedings of the National Academy of Sciences”  dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak daha önce yapılan bir araştırma, çocuklukta tacize  ya da kötü muameleye maruz kalmanın, yetişkinlikte tekrarlayan depresyon  olasılığını iki katına çıkardığını ortaya koymuştu.</p>
<p>A.A ANKARA</p>
<div class="shr-publisher-15035"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/cocuklukta-taciz-butun-beyni-etkiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2 yaşındaki çocuk bu kelimeleri bilmeli</title>
		<link>http://www.sinir.org/2-yasindaki-cocuk-bu-kelimeleri-bilmeli.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/2-yasindaki-cocuk-bu-kelimeleri-bilmeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 12:24:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Gelişimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15032</guid>
		<description><![CDATA[			
			Amerikalı bilim insanları yaptıkları araştırmalar sonucunda, 2 yaşındaki bir çocuğun en az 50 kelime bilmesi... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/2-yasindaki-cocuk-bu-kelimeleri-bilmeli.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/bebek.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/bebek-253x300.jpg" alt="" title="bebek" width="253" height="300" class="alignnone size-medium wp-image-15033" /></a></p>
<p>Amerikalı bilim insanları yaptıkları araştırmalar sonucunda, 2 yaşındaki bir çocuğun en az 50 kelime bilmesi gerektiğini ortaya koydu. İşte o kelimeler.</p>
<p>İleriki yaşlarda dil gelişimi açısından sıkıntı yaşamaması adına “mutlaka öğrenmiş olması gereken” 25 kelimelik bir liste hazırladı</p>
<p>Evet, hayır, anne, baba, göz, süt, bebek gibi kelimelerin bulunduğu listenin çocuğun ileride dile bağlı sorunlar yaşamaması için 2 yaşına kadar öğrenmesi gerektiği belirtildi. Ortalama bir çocuğun 75 ila 225 arasında kelime bilmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar 2 yaş civarındaki çocukların en azından 50 kelime öğrenmiş olması gerektiğini aksi takdirde ebeveynlerin bir uzmana başvurmasının doğru olacağını belirttiler.</p>
<p><strong>İŞTE O SÖZCÜKLER</strong></p>
<p>-  Anne<br />
-  Baba<br />
-  Bebek<br />
-  Süt<br />
-  Meyve suyu<br />
-  Merhaba<br />
-  Top<br />
-  Evet<br />
-  Hayır<br />
-  Köpek<br />
-  Kedi<br />
-  Burun<br />
-  Göz<br />
-  Muz<br />
-  Bisküvit<br />
-  Araba<br />
-  Sıcak<br />
-  Teşekkür ederim<br />
-  Banyo<br />
-  Ayakkabı<br />
-  Şapka<br />
-  Kitap<br />
-  Bitti<br />
-  Daha çok<br />
-  Bye bye</p>
<p>Milliyet</p>
<div class="shr-publisher-15032"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/2-yasindaki-cocuk-bu-kelimeleri-bilmeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Facebook bizi nasıl mutlu ediyor</title>
		<link>http://www.sinir.org/facebook-bizi-nasil-mutlu-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/facebook-bizi-nasil-mutlu-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 12:20:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanal bağımlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15029</guid>
		<description><![CDATA[			
			Aşırı internet kullanımı bağımlılığa dönüşerek insan psikolojisini etkiliyor. Facebook bizi nasıl mutlu ediyor merak ettiniz... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/facebook-bizi-nasil-mutlu-ediyor.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/facebook.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/facebook-300x270.jpg" alt="" title="facebook" width="300" height="270" class="alignnone size-medium wp-image-15030" /></a></p>
<p>Aşırı internet kullanımı bağımlılığa dönüşerek insan psikolojisini etkiliyor. Facebook bizi nasıl mutlu ediyor merak ettiniz mi?</p>
<p>Masaüstü hantal bilgisayarlarla başlayıp cebe giren akıllı telefonlarla hayatın her alanına nüfuz eden internet, insanoğlunun iletişim şeklini ve beyin fonksyonlarını değiştiriyor. Aşırı internet kullanımının bağımlılığa dönüşerek insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini ele alan El Cezire sitesi konuyla ilgili son bulguları derledi.</p>
<p>Maryland Üniversitesi Medya ve Kamu Araştırmaları Merkezi ‘Bağlantısız 24 Saat’ projesi kapsamında bir gün boyunca bilgisayar, akıllı telefon ve hatta iPod bile kullanmalarına izin verilmeyen öğrencileri inceledi. Öğrenciler en çok telefonlarından vazgeçmekte zorlandılar. Merkezin direktörü Susan Miller “Akıllı telefon modern zamanların İsviçre çakısı” diyor.</p>
<p>İnternete giremedikleri süre boyunca denekler ‘depresif, yalnız, sıkılmış ve konsantrasyonlarının düşük olduğunu’ söylediler. Deneklerde fiziksel sıkıntılar da baş gösterdi. Fakat öğrenciler “mesaj ve maillere cevap vermedikleri için geçerli bir bahanelerinin olmasından’ ötürü mutluluk duyduklarını belirttiler.</p>
<p>-  İnternet bağımlılığından kurtulmak isteyenlere gene internet üzerinden yardım eden FaceAnonymous sitesinin kurucularından Siavosh Araste’ye göre Facebook beyinde dopamin salgılatan ödüllendirme sistemine göre dizayn edildİ. Araste “Facebook’a girdiğinizde hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz çok az. Genelde ya biri mesaj atmıştır, ya da biri iletinizi beğenmiştir” yorumunu yapıyor.</p>
<p>-  Stanford Üniversitesi’nden Elias Aboujaoude “İnternet kişiliğimizin narsisizm, ahlaksız davranışlara eğilim gibi kötü yönlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayarak davranışlarımızı etkiliyor” diyor.</p>
<p>MİLLİYET</p>
<div class="shr-publisher-15029"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/facebook-bizi-nasil-mutlu-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güçlü hafıza için odanızda gül bulundurun!!.</title>
		<link>http://www.sinir.org/guclu-hafiza-icin-odanizda-gul-bulundurun.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/guclu-hafiza-icin-odanizda-gul-bulundurun.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 16:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dr. Mehmet Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bellek]]></category>
		<category><![CDATA[Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Gül kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[Gül suyu]]></category>
		<category><![CDATA[Gül ve hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15025</guid>
		<description><![CDATA[			
			Öğrenilen bilgilerin nasıl  hafızaya kaydedildiği ve bunların ne şekilde ve ne süre ile hafızada tutulduğu,... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/guclu-hafiza-icin-odanizda-gul-bulundurun.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/gül.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15026" title="gül" src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/gül.jpg" alt="" width="251" height="201" /></a></p>
<p>Öğrenilen bilgilerin nasıl  hafızaya kaydedildiği ve bunların ne şekilde ve ne süre ile hafızada tutulduğu, bilim adamlarının uzun yıllardır merak ettikleri ve üzerinde çalıştıkları bir konu.</p>
<p>Belleği güçlü olanların, gerek öğrencilik dönemlerinde gerekse iş hayatında daha başarılı oldukları da ayrı bir gerçek.</p>
<p>Günümüzde hemen herkesin şikayetçi olduğu bir konu var; unutkanlık. Teknoloji ve lüks yaşam bir yandan hayatımıza inanılmaz kolaylıklar sağlerken bir yandan da neleri alıp götürüyor henüz tam manasıyla anlayabilmiş değiliz. Ancak bir gerçek var ki; teknolojinin sebebiyet verdiği, yoğun elektromanyetik kirlilik; hafıza sorunlarının en büyük nedeni durumunda.</p>
<p>Hafıza sorunlarını gidermek ve optimal bellek gücüne sahip olabilmek için bir çok yol var; bellek yardımcıları (not defteri veya ajanda, avuç içi bilgisayar, ses kaydedici vb. Gibi) kullanma, görsel imajlardan yararlanma, düzenli spor aktiviteleri (en azından düzenli yürüme), elektronik sistemlerden uzak durma, düzenli beslenme, mineral ve vitamin takviyesi, zararlı alışkanlıklardan (sigara, alkol, uyuşturucu) kaçınma ve düzenli uyku alışkanlıkları bunlardan en önemlileridir.</p>
<p>Ancak sağlıklı ve düzenli uyku, hafızanın işlenmesi ve uzun süreli kayıtlanlanması açısından çok önemlidir. Science dergisinde yayınlanan son yıllarda yapılan bir araştırmaya göre (9 mart 2007), yatak odasında gül bulundurmak, öğrenilen bilgilerin belleğe yerleştirilmesini şaşılacak derecede olumlu etkiliyor. Hatta kısa süreli gül kokladıktan sonra bile, belleği güçlendirdiği ve unutkanlığı önlediği ifade ediliyor.</p>
<p>Araştırmacılar, uyku esnasında gül kokusu altında olmanın,  yeni alınan bilgileri, daha güçlü bir şekilde kayıtlandığını ifade ediyor.</p>
<p>Bu bilimsel araştırmadan yola çıkarak, unutkanlık sorunu olanların ya da hafızasını daha güçlü hale getirmek isteyenlerin yatak odalarında bir vazo gül bulundurmalarını tavsiye ediyorum. Hatta sabah uyanıldığında gül suyu ile ferahlamak ya da gün içinde zaman zaman gül kokusu veya gül suyu kullanmak hafızanızı olduğundan daha fazla güçlü kılabilir ve unutkanlığı yenmenizi sağlayabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="shr-publisher-15025"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/guclu-hafiza-icin-odanizda-gul-bulundurun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âşıklara önemli uyarı!</title>
		<link>http://www.sinir.org/asiklara-onemli-uyari.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/asiklara-onemli-uyari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 11:29:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk beyin]]></category>
		<category><![CDATA[aşk uyuşturucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15021</guid>
		<description><![CDATA[			
			Âşık olmanın, bedende, özellikle de beyinde uyuşturucunun neden olduğuna benzer bir hasara yol açtığı ortaya... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/asiklara-onemli-uyari.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/aşk.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/aşk.jpg" alt="" title="aşk" width="290" height="298" class="alignnone size-full wp-image-15022" /></a></p>
<p>Âşık olmanın, bedende, özellikle de beyinde uyuşturucunun neden olduğuna benzer bir hasara yol açtığı ortaya çıktı</p>
<p>Albert Einstein Tıp Fakültesi ile New York Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, “kör kütük âşık olduğunu” söyleyen 10 kadın ile 7 erkeğe sevgilileri ile sevgililerine benzeyen bir kişinin fotoğrafları gösterildi. Deneklerin bu sırada manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemiyle beyinleri tarandı. Sevgililerinin fotoğrafını gören deneklerin beyninin hızla tepki verdiği ve beynin özellikle motivasyonla ilgili bölümünün harekete geçtiği belirlendi. Araştırmacılardan Arthur Aron, âşık olan kişinin beyninde uyuşturucu bağımlılarının beynindekine benzer değişikliklerin meydana geldiğini belirtti. Aşkı, insanın yaşayabileceği en güçlü duygulardan biri olarak tanımlayan araştırmacılar, âşık olan kişinin beyninin aşırı derece motive olduğunu ve bedendeki diğer organları da etkilediğini söyledi. </p>
<div class="shr-publisher-15021"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/asiklara-onemli-uyari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alzheimer erken tanınacak</title>
		<link>http://www.sinir.org/alzheimer-erken-taninacak.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/alzheimer-erken-taninacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 11:26:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alzheimer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15017</guid>
		<description><![CDATA[			
			Finlandiyalı bilim adamları, Alzheimer’ın erken teşhisini sağlayan biyokimyasal bir test geliştirdi. Test, kişilerin Alzheimer’a yakalanma... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/alzheimer-erken-taninacak.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/alzheimer.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/alzheimer.jpg" alt="" title="alzheimer" width="290" height="298" class="alignnone size-full wp-image-15018" /></a></p>
<p>Finlandiyalı bilim adamları, Alzheimer’ın erken teşhisini sağlayan biyokimyasal bir test geliştirdi. Test, kişilerin Alzheimer’a yakalanma olasılığını çok erken belirleyebiliyor</p>
<p>Tedavisi henüz bulunamayan ve tüm dünyada her geçen gün hızla artan Alzheimer hastalığıyla ilgili umut verici gelişme Finlandiya’dan geldi. AB Yedinci Çerçeve Programı’nda 2.9 milyon Euro ile desteklenen PREDICTAD adlı proje çalışmasında Finlandiyalı bilim adamları, Alzheimer hastalığının önceden tahmin edilmesini sağlayan biyokimyasal bir gösterge keşfettiler. Translational Psychiatry Dergisi’nde yayımlanan keşifle ilgil bilgiler, “www.bilimania.com” sitesinde yer aldı. </p>
<p>Araştırmanın sonuçlarına göre Alzheimer hastalığının bilinen belirtilerle ortaya çıkmasından önce, “hipoksi” veya “oksijen yetersizliği” ile düzensiz “pentoz fosfat yolu” belirtileri baş gösteriyor. Bu bulgular, hastalığın çok önceden tanınabilmesi ve önlem alınabilmesinin yolunu açacak. Araştırma ekibinden Prof. Matej Oresic, bunamanın en yaygın ve bilinen türü olan Alzheimer hastalığının yavaş ilerlediğinin altını çizerek şunları söyledi: “Hastalığın ortaya çıkması onlarca yıl sürebiliyor. Herhangi bir tür bunama öncesinde, küçük belirtiler dönemine ‘hafif bilişsel veya zihinsel bozukluk’ (MCI) diyoruz. MCI dönemi çeşitli biçimlerde sona erebiliyor. Burada önemli olan MCI hastalarının hangilerinin Alzheimer olacağını bilmek. Saptadığımız test ile Alzheimer’a yakalanma olasılığı ortaya çıkabilecek.” </p>
<div class="shr-publisher-15017"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/alzheimer-erken-taninacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parkinson hastalarına Tai Chi tavsiyesi</title>
		<link>http://www.sinir.org/parkinson-hastalarina-tai-chi-tavsiyesi.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/parkinson-hastalarina-tai-chi-tavsiyesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 11:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tai chi]]></category>
		<category><![CDATA[tai chi parkinson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15014</guid>
		<description><![CDATA[			
			Bilim adamları, dengede durmakta ve yürümekte zorlanan Parkinson hastalarına tai chi yapmaları tavsiyesinde bulundu. Sonuçları... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/parkinson-hastalarina-tai-chi-tavsiyesi.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/tai-chi-chuan.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/tai-chi-chuan-300x255.jpg" alt="" title="tai-chi-chuan" width="300" height="255" class="alignnone size-medium wp-image-15015" /></a></p>
<p>Bilim adamları, dengede durmakta ve yürümekte  zorlanan Parkinson hastalarına tai chi yapmaları tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Sonuçları New England Journal of Medicine’de yayımlanan çalışmada  Amerikalı bilim adamları 195 Parkinson hastası üzerinde 24 hafta süren bir  araştırma yaptı.</p>
<p>Hastalar üç gruba ayrıldı. Birinci grup, haftada iki gün tai chi kursuna  katılırken, ikinci grup haftada iki kez, bacak ve vücudun üst bölümlerindeki  kasları güçlendirmek amacıyla ağırlık kaldırdı. Üçüncü grup ise aynı sürede  esneme çalışmaları yaptı.</p>
<p> Araştırmanın başında, sonunda ve araştırmadan üç ay sonra deneklerin  denge ve duruş kabiliyeti ölçüldü. Deneklerin, dengelerini kaybetmeden  eğilebildikleri kadar öne eğilmeleri ve ikinci bir testte, gösterilen bir yöne  gitmeleri istendi. Deneklere, 0′dan 100′e kadar aralıkta puan verildi.</p>
<p>Esneme egzersizleri vücudun dengesi ve yön konusuna hiç katkı  sağlamazken, ağırlık kaldıran ve tai chi yapanlarda iyileşme görüldü. Ağırlık  kaldıranlarda denge konusunda ilerleme oldu, ancak yön kontrolünde değişiklik  kaydedilmedi. Tai chi yapanlarda ise her iki alanda da gelişme olduğu tespit  edildi.</p>
<p>Ayrıca tai chi yapanların daha az düştüğü görüldü. Araştırmaya katılan  195 Parkinson hastasından 76′sı, altı ay içerisinde düştü. Düşenlerin büyük  bölümü, esneme egzersizi yapanlar oldu. Tai chi yapanlar arasında düşenlerin  sayısı ise en düşüktü.</p>
<p>Bilim adamları, tai chinin yol açtığı değişikliklerin Parkinson  hastalarının temel bazı işleri kendi başlarına yapmaları süresini uzattığını  bildirdi.</p>
<p>Tai chinin Parkinson hastaları için çok sayıda avantajı olduğunu belirten  bilim adamları, bu egzersizlerin ucuz olduğunu, herhangi bir donanım  gerektirmediğini, hareketlerin kolay öğrenildiğini, günün her saatinde ve her  yerde yapılabildiğini ifade etti.</p>
<p> REUTERS</p>
<div class="shr-publisher-15014"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/parkinson-hastalarina-tai-chi-tavsiyesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Topa vururken uyuyakalıyor</title>
		<link>http://www.sinir.org/topa-vururken-uyuyakaliyor.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/topa-vururken-uyuyakaliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 11:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Narkolepsi]]></category>
		<category><![CDATA[uyuyakalmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15011</guid>
		<description><![CDATA[			
			Dünyada çok az insanda rastlanan ve sürekli ve ani uykuyla kendini gösteren narkolepsi hastalığına yakalanan... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/topa-vururken-uyuyakaliyor.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/narkolepsi.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/narkolepsi.jpg" alt="" title="narkolepsi" width="259" height="194" class="alignnone size-full wp-image-15012" /></a></p>
<p>Dünyada çok az insanda rastlanan ve sürekli ve ani uykuyla kendini gösteren narkolepsi hastalığına yakalanan yedi yaşındaki çocuk çok sevdiği futbol sırasında topa vururken dahi uyuyakalıyor.</p>
<p>Daily Mail’in haberine göre, İngiltere’nin Birmingham kentinden yaşayan yedi yaşındaki Reece Williams ortalama her üç bin kişiden birinde görülen narkolepsi hastalığına yakalandı.</p>
<p>Doktorların başlarda çocuğunun ender rastlanan bir virüsten dolayı aşırı uyuduğunu düşündüğünü söyleyen anne Chantelle Burows, ancak çektiği videoların gösterdikten sonra doktorların narkolepsi teşhisi koyduğunu belirtti.</p>
<p>Küçük Reece, çoğunlukla ani kas zayıflaması katalepsi ile birlikte ortaya çıkan narkolepsi yüzünden günde ortalama 25 kez aniden uykuya dalıyor ve günün yaklaşık 23 saatini uyuyarak geçiriyor. Reece çok sevdiği topla oynarken dahi, daha topa vuramadan</p>
<p><strong>NARKOLEPSİ NEDİR</strong></p>
<p>Gün içerisinde asla engelleyemediğiniz ve çoğu zaman da farkına varmadığınız adeta trans durumunda yaşanılan uyku atakları…Ancak uyandığınız zaman uyuduğunuzu fark edebildiğiniz ve çoğunda etrafınızda olup bitenleri duyduğunuz, beyninizin kaydettiği tuhaf uyku halleri (bu uykular birkaç dakikadan daha uzun yaşanmıyor ancak çok sıklıkla tekrar edebiliyor) ile öfke,büyük sevinç,aşırı heyecan durumlarında da eklem yerlerinizde oluşan ani kas yitimleriyle kendini gösteren katapleksiler narkolepsinin belki de en genel tanımlaması…Katapleksi bilincinizi tam yerinde yaşadığınız ancak konuşamadığınız,hareket edemediğiniz adeta bir et yığını şeklinde olduğunuz yere düşmenizi sağlayacak şekilde yaşanan ataklar olarak daha net tanımlanabilir.</p>
<p>Hürriyet</p>
<div class="shr-publisher-15011"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/topa-vururken-uyuyakaliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıskançlık savaşlardan bile daha fazla cinayet sebebi!!</title>
		<link>http://www.sinir.org/kiskanclik-savaslardan-bile-daha-fazla-cinayet-sebebi.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/kiskanclik-savaslardan-bile-daha-fazla-cinayet-sebebi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 14:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sinir.Org</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anksiyete (Kaygı)]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Mehmet Yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[En son kıskançlık nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kıskanma]]></category>
		<category><![CDATA[OTHELLO SENDROMU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15008</guid>
		<description><![CDATA[			
			“AŞIKLARIN ÇOĞUNUN SEROTONİN DÜZEYİ DÜŞÜK. SEROTONİN DÜŞÜKLÜĞÜ DUYGULARIN  BEŞ-ON MİSLİ YOĞUN YAŞANMASINA SEBEP OLUYOR. BU... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/kiskanclik-savaslardan-bile-daha-fazla-cinayet-sebebi.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/kıskançlık1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15009" title="kıskançlık" src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/kıskançlık1.jpg" alt="" width="180" height="180" /></a></p>
<p>“AŞIKLARIN ÇOĞUNUN SEROTONİN DÜZEYİ DÜŞÜK. SEROTONİN DÜŞÜKLÜĞÜ DUYGULARIN  BEŞ-ON MİSLİ YOĞUN YAŞANMASINA SEBEP OLUYOR. BU DURUM KISKANÇLIKLA DEPRESYONUN KUZEN OLDUKLARINI GÖSTERİYOR.”</p>
<p>REEM Nöropsikiyatri Merkezi Kurucusu Dr. Mehmet Yavuz ile kıskançlığı konuştuk. Kıskançlık hangi aşamadan sonra hastalık sayılır? Kimler kıskanç oluyor? Sosyal medya kıskançlığı körüklüyor mu? Kıskançlığın kökeni nedir ve tedavi edilebilir mi? sorularına yanıt aradık.</p>
<p>Nöropsikiyatrik olarak kıskançlığın tanımı nedir?</p>
<p>-Kıskançlık, aşırı sahiplenme ve aşırı aidiyet duygusudur. Aşktan da yoğundur, daha yıkıcıdır. Tabii sağlıksız kıskançlıktan bahsediyorum. Sağlıklı kıskançlık ise herkeste olması gereken, sıcak bir duygudur.</p>
<p><strong>Hastalıklı kıskançlığın belirtileri</strong></p>
<p>Sağlıksız kıskançlığın belirtileri nelerdir, nasıl anlayabiliriz?</p>
<p>- Partnerinizi kıskandığınızda rahatsız oluyorsa, sahiplenme konusundaki hareketlerinizden irite oluyorsa, sağlıksız bir kıskançlığa girdiniz demektir. Bu tür kıskançlık sürekli izleme, sorgulama, kontrol etme, tuzaklar kurma, kısıtlama, misilleme, cezalandırma ve rakibi cezalandırma gibi eylemler barındırır. Obsesif kompulsif bozuklukla çok benzeşir. Kıskanan kişi aldatılma konusunda takıntılı düşünceler geliştirir. Tuzaklar kurar. Örneğin Facebook’tan sahte hesap açıp, albenili fotoğraflarla süsler ve eşine, sevgilisine arkadaşlık daveti gönderir. Bakalım tanışmaya yanaşacak mı diye. En tehlikelisi ise misillemedir. Aldatıldığını düşünerek kendisi aldatır. Bir de sürekli karşısındakini aşağılar ki, kendine güveni azalsın ve başka biriyle birlikte olma fikri aklına bile gelmesin diye.</p>
<p>Ama biz seven kıskanır diye biliyoruz. Yanlış mı?</p>
<p>-Kıskançlık özellikle bayanlar tarafından aşırı sevilme sanılıyor. Bayanda duygusal bir açlık da varsa, bu sefer karşı tarafa olması gerekenden fazla bir şekilde bağlanıyor. Bu sefer de ayrılık çok travmatik oluyor. Özellikle de kıskanılan taraf için. Bu tür ilişkilerin sonunda ayrılık olur genellikle. Çünkü aşırı kıskanan kişide başka türlü psikolojik dengesizlikler de baş göstermeye başlar.</p>
<p>Kıskançlığın evrimsel psikoloji açısından bakıldığında kökeni nedir?</p>
<p>-Erkek, soyunun devamı için çocuğun kendinden olması içgüdüsüyle hareket ediyor. Kadın ise çocuklarının babasını başkasına kaptırmamak için kıskançlık geliştirir. İnsanlık tarihindeki ilk cinayet de kıskançlık sebebiyle işlenmiştir, Kabil’in Habil’i öldürmesinden söz ediyorum. Kıskançlık savaşlardan bile daha çok cinayet sebebi olmuştur.</p>
<p>Aşırı kıskançlığın nedenleri nedir? Kimlerde gelişir bu sağlıksız kıskançlık hali?</p>
<p>-Egodan dolayı gelişir. Patolojik düzeyde kıskananların kendine güveni yoktur. Komplekslidir. Çocukken anne ya da babasının ihanetine şahit olmuş da olabilirler. Nöropsikolojik yapısı itibariyle işin içinde amigdala, limbik sistem ve prefrontal korteks var. Prefrontal korteks bizim duygu dünyamızı kontrol eden merkez. Kıskançlığın merkezi burasıdır. Amigdala da sevdiğimizi kaybetme korkusu verir bize.</p>
<p><strong>“Kıskançlıkla depresyon kuzendir”</strong></p>
<p>Bu korku kimlerde daha yoğun oluyor?</p>
<p>-İtalyan doktor Donatella Marazzitti tarafından 400 kişiyle yapılan bir aşk araştırması var. 400 aşığın beyin kimyası incelenmiş. Aşıkların büyük çoğunluğunun serotonin düzeyinin düşük olduğu saptanmış. Kıskançlıkla depresyonun kuzen olduğunu gösteriyor bu araştırma. Serotonin düştükçe kıskançlık ve kaybetme korkusu da yoğunlaşıyor. Çünkü serotonin hormonunun düşmesi duyguların beş-on misli daha yoğun yaşanmasına sebep oluyor.</p>
<p>Bu durum genetik olabilir mi?</p>
<p>-Mutlaka olabilir, zaten her şey prefrontal lob ile alakalı. Beynimizde dopamin, serotonin, oksitosin ve noradrenalin gibi aşk hormonları var. Bu hormonların seviyeleri aşk hayatımızı biçimlendiriyor. Örneğin Dopamin 1 yetersizliği sadakatsizliğe yol açıyor.</p>
<p>Bu arada özellikle çapkın erkeklerin çok kıskanç olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi nedir?</p>
<p>-Çapkın insan herkesin kendisi gibi olduğunu zanneder. Herkesin kendi hissettiği duyguları hissettiğini sanır da ondan.</p>
<p>Kıskançlık tedavisi olmak için size gelen hastalar kendi istekleriyle mi geliyorlar?</p>
<p>-Hayır, genellikle partnerlerinin zoruyla gelirler. Mesela bir hastamın eşi günde 200 kere aranmaktan şikayetçi olarak zorla getirmişti kocasını. Kişi yaptığının yanlış olduğunu biliyor ama kendisine mani olamıyor.</p>
<p>Kıskançlığın sonu nereye varır?</p>
<p>-Eşi cezalandırma şiddet ve cinayete kadar varabiliyor. Othello sendromu diyoruz.</p>
<p>Daha çok kimden kıskanılıyor?</p>
<p>-Genellikle iş arkadaşlarından kıskanılıyor, sürekli bir arada oldukları için. Erkekler fiziksel, bayanlar ise duygusal aldatmadan incinir daha çok.</p>
<p><strong>“Hiç kıskanmayanda benlik zedelenmesi vardır”</strong></p>
<p>Sosyal medya sizce kıskançlığı tetikliyor mu?</p>
<p>-Kıskançlık vakalarındaki artışın bir nedeni de sosyal medyadır. Sosyal iletişim araçları çarpık ilişkilere zemin hazırlıyor. İletişim olanağı arttıkça aldatma imkanı da artmakta. Çünkü herkes birbirine çok rahatlıkla ulaşabiliyor. Bir de kişiler sosyal iletişim platformlarında kendilerini doğal hallerinden farklı gösterme eğilimindeler. En etkileyici fotoğraflarını koyuyorlar. Bu durum ilişkilerin doğasını değiştirip yozlaşmasına neden olabilir.</p>
<p>Hiç kıskanmamak da bir hastalık mıdır?</p>
<p>-Bu da patolojik bir durumdur. Sevdiği halde kıskanmıyorsa benlik zedelenmesi var demektir. Bu kişiler partnerini kendisinden üstün görüyorsa ve bilinçaltında kıskandığı zaman kaybedeceği bilgisi varsa, kıskançlık duygusu yok olabilir.</p>
<p>Size gelen hastaları nasıl tedavi ediyorsunuz?</p>
<p>-Bilişsel davranışsal terapiler ve ilaç tedavileri haricinde kıskançlığı nötralize eden, prefrontal korteksi manyetik stimülasyonla düzenleme tedavisi de var. Yani TMS dediğimiz cihaz ile manyetik şoklama yapıyoruz da diyebiliriz.</p>
<p>Bu tedaviyle değişen örnekler var mı?</p>
<p>-Bir hastamız vardı, ilişkisi kıskançlığı yüzünden bitme noktasına gelmiş bir erkekti. Eşi telefonuna cevap vermediğinde aşırı derecede kıskanıyor ve ilk ulaştığında ona hakaretler yağdırıyordu. TMS tedavisi gördükten 2-3 ay sonra geldi ve artık kıskançlığını kontrol edebildiği için teşekkür etti. Ayrıca söylemediği bir uyuşturucu problemi de varmış. Bu tedaviden sonra o sorunundan da kurtulduğunu itiraf etti.</p>
<p>Tedavi ne kadar sürüyor peki?</p>
<p>- En az 4 ay, en çok 2 sene sürebiliyor tedavi. Bazı vakalarda ömür boyu da sürebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="shr-publisher-15008"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/kiskanclik-savaslardan-bile-daha-fazla-cinayet-sebebi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>14 Şubat bunalımına kapılmayın</title>
		<link>http://www.sinir.org/14-subat-bunalimina-kapilmayin.html</link>
		<comments>http://www.sinir.org/14-subat-bunalimina-kapilmayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 13:39:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuzhan Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinir.org/?p=15004</guid>
		<description><![CDATA[			
			14 Şubat’a günler kala sevgilisi olanlar hediye alma ve o günü özel bir şekilde kutlama... <a class="meta-more" href="http://www.sinir.org/14-subat-bunalimina-kapilmayin.html">devamı <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[			
			<p><a href="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/14-şubat.jpg"><img src="http://www.sinir.org/wp-content/uploads/2012/02/14-şubat.jpg" alt="" title="14 şubat" width="300" height="210" class="alignnone size-full wp-image-15005" /></a></p>
<p>14 Şubat’a günler kala sevgilisi olanlar hediye alma ve o günü özel bir şekilde kutlama telaşına girerken; yalnız olanları da bir hüzün duygusu kaplayabiliyor.</p>
<p>Her insanın korkulu rüyası olan yalnızlık duygusuna bakış açısı ve başa çıkma yöntemleri de kişilere göre farklılık gösteriyor. Kimileri bu hissi sosyalleşerek atlatmaya çalışırken kimileri de gittikçe içine kapanabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psikolog Sevda Sevimli Yurtseven, yalnızlık korkusu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>YALNIZLIK=TERK EDİLMİŞLİK Mİ?</strong></p>
<p>Yalnızlık, öznel ve nesnel tanımlanabilir. Bu yüzden de karmaşık bir konudur. Bazı varoluşçu felsefeciler insan bilincindeki temel yapının yalnızlık olduğunu belirtirler. Ancak insan, doğası gereği sosyal bir varlıktır ve zaman zaman yalnız kalma isteği görülse de kronik yalnızlık, psikolojik problemler getirebilir. Yalnızlığı olumsuz olarak tanımlamak doğru değildir. Yalnızlık duygusu, bazen kişinin kendini ve dünyayı anlaması, tanıması, başkalarını tanıması için bir zemin oluşturabilir. Yalnızlık, kişilerin yaşantılarına verilen anlama göre olumlu veya olumsuz algılanabilir. Doğu toplumlarında yalnızlık; acı, terkedilmişlik, kimsesizlik ve mutsuzluğu çağrıştırırken; Batılı toplumlarda bireyselliği çağrıştırabilir. Fakat yalnızlık sosyal ilişkilerdeki tecrübesizlik ve başarısızlık sonucu beklentilerin gerçekleşmemesi ve duygusal bir boşluk oluşması şeklinde de hissedilebilir.</p>
<p><strong>YALNIZLIĞA OLUMSUZ ANLAMLAR YÜKLEMEYİN</strong></p>
<p>Doğumdan itibaren çevresi ile ilişki kuran insan, çeşitli yaşlarda farklı kişilerle farklı ilişkiler kurmaya başlar. Bebek ilk olarak anne ve babası ile yakın ilişki içinde olur. Ergenlikle beraber arkadaşlar ve flörtler ön plana çıkar. Yetişkinlikle beraber beklenen,  bir sevgi nesnesi ile derin ve anlamlı bir ilişki kurabilmektir.  Bir antropologun yaptığı araştırmada; yaş, cinsiyet, cinsel yönelim, dini inanç ve etnik grup fark etmeksizin aşık olan insanların partnerleri ile ilgi sorulara benzer cevaplar verdiği belirtilmiştir. Yani yeryüzündeki insanlar aşkla ilgili aynı süreci yaşıyorlar denilebilir. Bu nedenle de aşk şarkıları, şiirleri ve filmleri tüm dünyada evrenseldir. Aşk kimileri için inanılmaz bir mutluluk, kimileri için tam bir acı kaynağıdır. Duygularımızı düşüncelerimiz şekillendirmektedir. Yaşadığımız olaylara, geçmiş deneyimlerimizle, aileden öğrendiğimiz ilişki kalıpları ile bizzat tecrübe etmesek de okuduklarımız, gördüklerimiz, karşılaştıklarımızı hatırlayarak tepki veririz. Aşk bir yaşantıdır ve bu yaşantıya verilen anlam kişiye göre değişir. Eğer aşk için verdiğiniz anlamlar olumsuzsa, sürece değil sonuca dair düşünmeniz ön plandaysa, sevgili ile ilgili her şey size olumsuz duygular çağrıştıracaktır. Yalnızlık acı, aşk acı, her şey acı… Böyle düşünüyorsanız baktığınız gözlüğü değiştirmek gerekir.</p>
<p><strong>TEK GÜN İÇİN DEĞİL BÜTÜN YIL İLİŞKİNİZE ÖZEN GÖSTERİN</strong></p>
<p>14 Şubat olarak belirlenmiş Sevgililer Günü’nde yalnızlar bu günü nasıl geçirsin gibi bir soruya verilecek cevap; doğumdan itibaren “yalnızlığın ömür boyu” olduğunu kabul etmektir. Bu nedenle Sevgililer Günü’nde yalnız olmak önemli değildir. Diğer zamanlarda sevgili ve etrafınızdakilerle kurduğumuz ilişkilerin nasıl olduğu önemlidir. Bu günde ve diğer zamanlarda sevgilisi olmayanlar, anlamlı ve derin ilişkiler kurmak için “Nasıl  davranmalıyım?” sorusunu sorabilirler. Aşk doğuştan hormonlarla olan bir durumdur. İlişkiler yatırım gerektirir, ilişkiler canlıdır, doğar, büyür, gelişir, sizden beslenir ve sizi besler. Bakmadığınız beslemediğiniz, önemsemediğiniz, geliştirmediğiniz bir ilişki canlı kalamaz. Sevgiliniz olsun veya olmasın hayatınızdaki tüm ilişkiler ve bu ilişkilerin kalitesi keyifli yaşamın ana unsurudur.</p>
<p>Hürriyet</p>
<div class="shr-publisher-15004"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinir.org/14-subat-bunalimina-kapilmayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

