4:18 am - Çarşamba Eylül 3, 2014

İSTENMEYEN HATIRALARDAN KURTULMAK MÜMKÜN

Geçmişte yaşanan korkunç anıların bellekten silinip atılmasına yarayan yeni ilaçlar, insanların travma yaratan anılarından kurtulmalarını sağlayabilir. Ancak bazı uzmanlar, insan olmanın temel unsurlarından biri olan anıların korunması gerektiğine inanıyor. Bu uzmanlara göre anıların silinmesi etik açıdan sakıncalı…

Harvard Tıp Fakültesi ruhbilim uzmanlarından Roger Pitman , beynin, duygusal açıdan derin etkiler yaratan ve insanı zedeleyen anıları, doğal olaylardan farklı bir biçimde ele aldığını, bunların beyne kazınarak daha uzun süre anımsandıklarını belirtiyor. Evrimsel açıdan bakıldığında, duygu yüklü olaylara özel önem verilmesi, yeniden benzer bir olay yaşandığında ona daha sağlıklı bir tepki vermemize olanak tanıyor.

Ne var ki kimi zaman insanlar bunun karşılığında bir bedel ödemek zorunda kalıyorlar. Bu türlü duygusal bir olayla yüz yüze gelenlerin yaklaşık üçte birinde travma sonrası stres bozukluğuna ­TSSB- tanık olunuyor. İster terör saldırısı, ister doğal afet ya da trafik kazası olsun, TSSB belirtileri taşıyan insanlar sürekli olarak geri dönüşlerle aynı korkuları yeniden yaşadıklarından sağlıklı bir yaşam sürdüremiyorlar. Bu rahatsızlığa çözüm getirmek amacıyla uygulanan yöntemlerin tümü kimi sakıncaları da beraberinde getiriyor. Geleneksel tedavilerde hastaların yarıdan çoğunda birtakım olumlu gelişmeler olmakla birlikte, çok azı tümden iyileşiyor ve çoğunda yöntemlerin hiçbir işe yaramıyor.

ANILAR SİLİNEBİLİR Mİ?

Ancak beynin anıları nasıl oluşturduğu ve onları yeniden nasıl canlandırdığı ile ilgili yepyeni gelişmeler, sinirbilimcilerin sorunlu anıları moleküler düzeyde engellemeyi ya da silmeyi hedefleyen ilaçlar geliştirmelerine olanak tanıyor. Ne var ki öteki anılara dokunmadan, yalnızca hastayı rahatsız eden anıların silinmesi nasıl mümkün olabilir? Bu sorunun yanıtı, beynin duygu yüklü deneyimleri özel olarak ele aldığı süreçte yatıyor. Duyu organlarından beyne giden uyarılar, beynin “temizleme odası” işlevi gören talamus bölgesinde toplanıyor. Oradan hızla beynin önünde badem biçimindeki amigdala bölgesine aktarılan bu bilgiler, duygusal niteliklerine göre kabaca bir değerlendirmeden geçiriliyor. Herhangi bir korku unsurunun saptanması durumunda, amigdala vücudun gerilim tepkilerini harekete geçiriyor ve meydana gelen tipik bir “savaş veya sıvış” tepkisiyle birlikte adrenalin ve noradrenalin düzeyinde bir fırlama oluyor. Uyarı gerçekten de bir tehlike içerdiğinde, adrenalin ve noradrenalin amigdalada bir dizi tepkimeye yol açıp, beynin anı merkezi olan hipokampusun harekete geçmesine ve korku uyandıran bu anıların özel bir işlemden geçirilmelerine olanak tanıyor.

ABARTILI TEPKİLER

Travma yaşayan bir kişi, olayı izleyen birkaç ay boyunca ilk yaşadığına benzer bir uyarı ile karşılaştığında abartılı tepkiler verebiliyor. Bunların çoğu, zamanla bu uyarıların bir korku unsuru olmadığını öğreniyor ve beyinlerinde eski anıları önemsiz kılan bir süreç yaşanıyor. Anıların tümden silinip atılmadığı, yalnızca geri plana atıldığı bu sürece “söndürme” adı veriliyor. Ancak travma niteliğinde bir olayı doğrudan yaşayanların yaklaşık %30′unda bu süreç çalışmıyor ve prefrontal korteksin amigdalayı dizginleme girişimi sürekli başarısızlığa uğruyor. Bu kişilere TSSB tanısı konuyor.

İşte Pitman bir süredir anıların oluşum sürecine doğrudan müdahale etmek suretiyle bu rahatsızlığa çözüm getirmeye çalışıyor. Beta-önleyici propranolol denilen ilacın korku önleyici etkisinin ortaya çıkması anıların engellenmesi, hatta silinmesi olasılığını gündeme getirdi. Ayrıca başka bir çalışmada septik şok hastalarına verilen hidrokortizonun da hastalarda TSSB’nin olasılığını azalttığı gözlendi. Üstelik beta-önleyiciler yalnızca TSSB’nun önüne geçmekle kalmayıp, hastalığın ortaya çıkmasından sonra bile soruna çözüm getirebiliyor.

Ne var ki propranolol, duygu yüklü anıları duygudan yoksun, sıradan anılara dönüştürebiliyor. Bu da ciddi bir tehlike oluşturabilir. Kaliforniya’daki Bilişsel Özgürlük ve Etik Merkezi uzmanlarından Richard Glen Boire, insanların kendi anılarını denetleme hakkına sahip olmaları gerektiğine inandığı için anılarla oynanması fikrine sıcak bakmıyor. Bunlardan biri de Nobel ödüllü bilim adamı Eric Kendel : “Geçmişi yeniden yazmaya kesinlikle karşıyım. Bir insanın yaşadığı karabasanlar onun daha iyi bir birey olmasına katkıda bulunur. Bu tür ilaçların bizleri daha kötü yapacağına inanıyorum.”

Özetleyen: Reyhan Oksay

KAYNAK: http://www.cumhuriyet.com.tr

Kategori: Güncel Sağlık Haberleri
FaceBook ta paylaş

Henüz yorum yok.

Yorum Ekleyin